Kadrini Bilememek Nimeti: Zalim ve Cahil Olmak Ne Demektir?

"Emaneti insan yüklendi; o çok zalimdir, çok cahildir." (Ahzâb, 72).
İnsan niçin yaratılmıştır veya insanın var oluş gayesi nedir? Ortalama bir müminin soruya verebileceği cevap, âyet-i kerîmenin lafzına atıfla, 'Allah'a kulluk' olacak, bunun ötesinde akla gelebilecek soruları ise 'lüzumsuz' ve cevapsız sorular olarak ihmal etmeyi yükümlü olmanın edebi kabul edecektir. Yaşamanın meşakkatle mümkün olduğu bir dünyada cevapsız sorular peşinde koşmanın bir anlamı olabilir mi? Müslüman cemaatteki hâkim gelenek yaratılışın gayesi ile bu yaratılış içinde insanın var oluşu gibi konularla ilgilenmeyi genellikle ertelemiş, sorular sorulsa bile cevap vermek yerine işe odaklı bir yaklaşım benimsemiştir. Buna mukabil metafizikçi sûfîler, düşüncelerini insanın yüceltilmesi üzerinde kurmuş, insanı tanımanın Allah'ı tanımak olduğunu hesaba katarak insan ile Allah arasındaki ilişkiyi güçlü bir merakla tahlil etmişlerdir. Bu meyanda bilhassa yeryüzünde Allah'a halife olarak yaratılmış olmak, emaneti üstlenmek, ilâhî isimleri öğrenmek gibi birçok konu insanın var oluş gayesiyle ilgili görülmüş, insanın büyük bir manayı hâmil olarak yeryüzüne geldiği düşünülmüş, dünyanın insana hâmile olması gibi insanın da o manayı intaç etmek üzere dünyaya geldiği kabul edilmiştir.
Metafizikçilerin dikkatimizi çektiği konu, Allah'ın yüceliğinin tecellisi olmak üzere insanın değeri ve yaratılmışlar arasındaki müstesna konumudur. Bu durum dikkate alınmadığında Allah'ın büyüklüğünün anlaşılması mümkün olmayacaktır. Vakıa birçok âyet-i kerîme bunu beyan eder, birçok âyet-i kerîme insanı doğrudan veya dolaylı olmak üzere yücelten ifadeler kullanır. Bu itibarla Kurân-ı Kerîm insanın yaratılış gayesini önce "Yeryüzünde halife yaratacağım" (Bakara, 30) âyet-i kerîmesiyle bildirir. Ardından insana ilâhî isimlerin öğretilmesinden sonra meleklerin secdesinden söz edilir. Bunlar bir ölçüde yorumlanmaya elverişli âyet-i kerîmeler olsa bile netice değişmeyecektir: İnsanın yaratılışı büyük bir amaç taşır ve bu amaç doğrudan Allah'ın fiilleri ve isimleriyle ilişkili görünmektedir. Bunu dikkate alan sûfîler, söz konusu gayeyi doğrudan Allah'a bağlayarak 'bilinmek isteyen gizli hazine' tabirini kullanmışlardır: Gaye kiminle gerçekleşecekse onun varlığı da gayeden sayılır.
Öte yandan insanın sadece kendisinden söz eden âyet-i kerîmeler değil, Kurân-ı Kerîm'in değerini anlatan âyet-i kerîmeler de dolaylı olarak insanla ilişkilidir çünkü ilâhî kitap insana gelmiştir ve zımnen insan üstünlüğünü anlatmaktadır. Bir âyet-i kerîmede "Kurân'ı bir dağa indirseydik, onun Allah korkusundan parçalandığını görürdün" (Haşr, 21) denilir. Bu âyet-i kerîmeyi anlamayı mümkün kılan başka bir âyet-i kerîme ise Hz. Mûsâ'nın rabbini görme arzusunun ardından "Rabbi dağa tecelli ettiğinde dağ parçalandı" (A'râf, 143) âyet-i kerîmesidir. Demek ki Haşr suresinde şarta bağlanmış durum burada gerçekleşmiş, biz de rabbin tecellisi ile ilâhî kelamın arasındaki irtibatı idrak etmiş olduk. Bir insan olarak Hz. Peygamber ise Kurân'ı hâmil olabilmiş, dağlar gibi meşakkat çekmemişti.
Bu meyanda konuyla yakından ilgili olmak üzere dikkatimizi çekmesi gereken âyet-i kerîme ise emanetten söz eden âyet-i kerîmedir. Allah "Emaneti göklere ve yere sunduk, onlar emaneti almaktan korktu, insan onu yüklendi" (Ahzâb, 72) buyururken de insanın müstesna konumuna dikkatimizi çeker. Fakat bu son âyet-i kerîmenin devamında Allah 'insan zalimdir, cahildir' dediğinde dikkatimiz bu tabire odaklanır ve son kısım ile ilk bölüm arasında nasıl bir irtibat kurulabileceğini düşünmeye başlarız. Acaba burada Allah insan hakkında menfi bir hüküm mü vermiştir? Emaneti nimet sayarsak insanın bunu bilmemesini zalim olmasının nedeni olarak mı görmek gerekir? Öyle görünüyor ki hâkim yorum tarzı bu şekilde meseleye yaklaşmış, buradan insanın kınandığını, en azından uyarıldığını çıkartmıştır. Fakat bazı sûfîler ise âyet-i kerîmenin bağlamına odaklanarak burada bir övgü olduğunu düşünmüş, "İnsan zalim iken emanetle birlikte adil, cahil iken alim olmuştur" demişlerdir. Aslında sûfîlerin fark ettikleri anlam doğru, en azından âyet-i kerîmenin bağlamına uygun görünüyor fakat ihmal ettikleri ise âyet-i kerîmede seçilen lafızlardan da böyle bir yoruma gidebilme ihtimalidir.
Bunun için önce âyet-i kerîmenin bağlamına dikkat etmek gerekir: Allah halife olarak yaratıp emaneti yüklediği insana niçin zalim ve cahil desin? Âyet-i kerîmeyi böyle yorumlamak yerine kullanılan lafızlarla başka bir yoruma varmak mümkün olabilir. Bunun için dikkate almamız gereken ilk husus zalim ile cahil arasında önce ilişki sonra bir farklılık öngörerek dikkatimizi lafızla örtülmüş anlama çekmektir. Zalim ile cahil arasındaki ilişki karanlık ve bilgisizlik üzerinden kurulabilir. Z-l-m kökü aynı zamanda karanlık demektir, bulutlar ve dalgalar ile z-l-m kökü arasındaki ilişki buradan kurulur. Bulut karanlıktır çünkü bir şeyle yüklüdür: Yağmur! Bulutu karartan şey taşıdığı emanet iken onu daha da karanlık kılan emanetinin (yağmur) yoğunluğudur. Yağmur yağdığında ise bulutun varlığı ortadan kalkacak, biz artık emaneti, yani yağmuru ve onun faydalarını konuşmaya başlayacağız. İnsanın burada zalim olarak nitelendirilmesini böyle bir benzetmeyle açıklamak makul görünüyor. Başka bir anlatımla insan bir şeye hâmile, emanetle yüklüdür; bu yüklü olma hali ondaki karanlığın nedeni veya kendisidir: Kara-zalim bir tohum veya çekirdektir insan! Lâkin insan bunu bilmiyordur, daha doğrusu ne taşıdığını ve neyle yüklü olduğunu bilmiyordur. O zaman âyet-i kerîme, kendinden perdelenme ve kendine saklı kalma hali olarak, insanın kadrini ve bu kadirden habersizliğini tespit eder: Allah emaneti insana yükledi (zalim), insan ise taşıdığı emanetten habersizdir.
Peki haberdar olsaydı ne olurdu? Öyle görünüyor ki sorunun cevabı "cehalet ne büyük lütufmuş" sözüyle verilebilir. Mesela ne taşıdığını öğrenen Meryem "toprak olsaydım" demişti.
Ekrem Demirli
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.