Ruhsal hastalıklarla boğuşan yazarlar
Yazarların ruhsal durumu edebiyatı nasıl etkilediği sıklıkla tartışılan konulardandır. Kimi görüşe göre bu kalem sahiplerinin ruhsal sorunları onların özgün eserler üretmelerini sağlıyor. Kimi görüşler ise yaratıcılık ve deha ile deliliğin açıklanamaz birtakım yakınlıklarının olduğunu öne sürer. Sizler için edebiyatın usta kalemlerinde ciddi ruhsal hastalıklara sahip olanları bir araya getirdik.
Ünlü varoluşçu Rus yazar Dostoyevski, epilepsi (sara) hastasıydı. Buna bağlı olarak da birtakım sorunlar yaşıyordu. Freud'a göre ise histerik nevrozdan dolayı ataklar geçiriyordu.
Bununla beraber Dostoyevski, ömür boyu süren bir depresyondan mustaripti.
Dostoyevski sara hastalığını Budala'nın kahramanına da gösterir. Mışkin'in ikinci bölümde geçirdiği nöbetin klinik anlamda gerçekçi olduğu ve Dostoyevski'nin kendi tecrübeleriyle paralellik taşıdığı kabul edilir.
Dünyaca ünlü bir diğer Rus yazar Lev Tolstoy'un psikolojik durumu da yaşı ilerledikçe kötüleşti. Zamanla kendini depresyonun pençesinde buldu.
Soylu ve varlıklı bir adam olan Tolstoy, git gide münzevî yaşamını tercih etti ve edebî başarısı kendisinde bir takıntıya dönüştü.
İntihar etmek için cesareti olmaması sebebiyle de kendini eleştirdi. Ölümüne kısa süre evden kaçtı ve karısını terk etti. 10 gün sonra da bir tren istasyonunun görevli kulübesinde öldü.
Usta yazar Edgar Allan Poe hayatı boyunca depresyon ile mücadele etti. Poe'nun dehası çelişkiler, paradokslarla doludur. Kendi aklındaki canavarlardan, İngiltere'nin pusunda yatan gölgelerden ve yalnızlıktan korkuyordu. Kuzenine duyduğu aşk ve yaptığı evlilik de yazarın ruhsal dünyası ile ilgili ipucu verir bize.