Tarih sayfalarından milli birlik ve dayanışma örneği: Tekalif-i Milliye
Milli dayanışmayı pekiştirmek amacıyla oluşturulan "Biz bize yeteriz Türkiyem" kampanyasını eleştiren insanlara karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihte yaşanan milli birlik ve beraberlik örneğini yeniden hatırlattı: Tekalif-i Milliye… Peki, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasındaki en önemli milli fedakarlıklardan biri olan Tekalif-i Milliye neydi? Tekalif-i Milliye'yi oluşturan süreç nasıl gelişti? Günümüzle hangi noktalarda bağlanabilir? İşte tarihin tozlu sayfalarından gelen bir milli birlik ve dayanışma örneğinin ayrıntıları...
Tekâlif-i Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı'nın önemli dönüm noktalarından olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi, ordunun ihtiyacını karşılamak ve bu savaşa hazırlanmak için Mustafa Kemal'in kanunla kendisine verilen yasama yetkisini kullanarak yayınladığı "Ulusal Yükümlülük" emirleridir.
İnönü Muharebeleri, Yunan işgalcilere darbe vuran düzenli Türk ordusunun ilk başarısıydı. Yunan ordusunun Bursa'dan Eskişehir'e doğru ilk ilerleme girişimi, İsmet İnönü komutasındaki Türk askerlerinin Yunanlıları İnönü'de 10 Ocak 1921'de yenmeyi başarmasıyla önlenmişti. Fakat boş durmayan Yunan ordusu yeniden taarruza geçti ve 7 Nisan Nisan 1921'de durduruldu.
Yunan ordusunun Eskişehir'i işgali ve Ankara'ya doğru yürümesi, Türk ordusunun da Sakarya'nın doğusuna çekilmesi; tüm yurtta büyük bir üzüntü ve umutsuzluk yarattı. Ankara halkı ve mecliste de büyük heyecanlar uyandıran bu durum neticesinde mecliste birtakım görüşmeler yapılmaya başlandı. Mecliste yapılan görüşmelerde en dikkat çekici noktalar, ordunun sayıca azlığı, silah araç gereçlerinin yetersizliğiydi. Bununla beraber 2 Ağustos 1921'de yapılan gizli oturumda, İzmir Mebusu Mahmut Esat Bey'in şu sözleri dikkat çekiciydi:
"Ordunun ihtiyaçlarından birisi de kumandanların ifadesine nazaran yiyeceği, içeceği yok. Ordu ricat ettiği zaman kafi derecede erzakını alamamış… Birkaç nefere tesadüf ettim. Onlarla görüştüm… Biz düşmanı yenmeye geldik. Zararı yok biraz da aç dövüşürüz dediler… Yalın ayak bir nefer yanıma geldi. Heyetle ben neferin önünde yere bakmaya mecbur olduk ve sıkıldı. Burada haykırarak istemediğime utandım." (T.B.M.M, Gizli Celse Zabıtları, c.2 s.143)