Atlas terapi
Eskiden beri din hizmetleri arasında önemli alanlardan, konulardan biri olan "hâfızlık" Kur'an âyetlerini, belirli bir usule göre tekrar tekrar okuyarak ezberlemek anlamına geliyor. Ses ve söz; ağızdan kulağa, kulaktan beyne geçerek hâfızaya yerleşmiş oluyor.
Ancak bu, kalıcı bir kazanım haline gelmiyor. Bir kez hâfız olan, ömür boyu hâfız kalmıyor. Okuma, tekrar etme bırakılırsa âyetler unutuluyor. Kulak ile duyulmayanlar, zihin arşivinden de silinip atılıyor.
Biz buna "hâfıza kaybı" diyoruz. Yaşanmışlıkların yansıması olan hatıralar siliniyor, kelime hazinemiz azalıyor, algı ve anlam haritamız daralıyor; zamanın, mekanın, idrakin, izanın ve en önemlisi insanın küçüldüğünü hissediyoruz.
Doğal akışın dışına çıkarak fıtrat dengesini ve düzenini bozan her şey, buna sebep olabiliyor. Kısa ya da uzun süreli olarak; dar veya geniş kapsamlı bir unutkanlık hali meydana gelebiliyor.
Hastalık, yaşlılık yahut travmatik bir durum sebebiyle "işitme kaybı" sorunu yaşayanlarda da benzeri bir durum var. Duyma, anlama, ayırt etme yetenekleri azalıyor bazı kelimeleri-kavramları, dil ve düşünce dünyalarının dışına çıkarıyorlar.
Genellikle kademeli olarak derece derece gerçekleşmiş olabiliyor. Bu yüzden erken zamanda ve kolay fark edilip tedbir alınması zor hale gelebiliyor. İhmal edilirse; işitmek, anlamak, kavramak, yorumlamak için harcadığımız çaba artıyor. Aşırı çalışma sonucu zihinsel enerji kaynağımız azalıyor.
Beyinde yapısal değişikliklere sebep olma ihtimali de var. Uyarı eksiklikleri, beyin hücrelerinin dumura uğraması sonucunu doğuruyorlar. Üstelik yeniden kaydetme, geri kazanma ihtimali de düşük oluyor. Böylece eğer tedbir alınmazsa, algı ve anlam çerçeveleri giderek daralıyor.
İletişim kurma ve ilişkiyi devam ettirme zorluğu, kişiyi çevresinden soyutlayıp asosyal hale getiriyor. Yalnızlık bilişsel gerilemeye sebep oluyor ve yaşama arzusunu bitiriyor.
Uzmanlar bir "atlas terapi" yönteminden söz ediyorlar. "Bu yolla, insan kaybettiği anlam derinliğini yeniden kazanabilir" diyorlar. Bütünsel sağlık anlayışı ile vücudun doğal denge mekanizmalarını harekete geçirmek anlamına geliyor. Ehil ve güvenilir bir terapistin rehberliğinde uygulayanlar, hem fiziksel hem de zihinsel sağlık açısından olumlu sonuçlar alıyor.
Bu durum toplumlar için de aynen geçerlidir. Anlam, algı ve değer kaybı yaşanabileceği gibi geri kazanma imkanı, ihtimali de olabilir. Millet, ümmet ve insanlık âlemi olarak yaygın "unutkanlık" ile birlikte, yoğun bir "zihin işgali" süreci yaşıyoruz. Kasırgaya kapılmış kuzular gibi "eblehlik" uçurumuna doğru koşuyoruz.
Bilerek-isteyerek unutturulan, zihin arşivimizden çıkarılıp atılan kelimelerin, kavramların yerine yenileri ekiliyor, dikiliyor. Başka dünyaların aykırı değerleri; hayatımıza yön veren ilkeler, esaslar haline geliyor.
Cumhuriyet döneminin "harf inkılabı" toplumsal hafızamızı sildi. Yeni nesiller; kendi tarih, kültür, medeniyet geçmişinin cahili haline geldi. Kökü kesilen ağaçların canlılığını kaybetmesi gibi biz de kimliğimizi ve ruhumuzu kaybettik. Ecdadımızın bıraktığı muazzam kültür ve medeniyet mirasını ya unuttuk ya da reddettik.
Devlet eliyle dayatılan "batı hayranlığı" giderek kültür emperyalizmine dönüştü. Dilimizden ve düşünce dünyamızdan çıkarılan kelimelerin, kavramların yerine yenileri doluştu.
Bununla yetinmeyip din tahribatı da yaptılar. İlim, iman, amel, tavır bütünlüğü içinde Müslümanca yaşamaya ve yaşatmaya çalışanları; ölümle, zulümle, sürgünle, vurgunla sistemin dışına attılar.
Göz ve gönül dünyamızı aydınlatan güneşimiz perdelendi. Karanlık gecelerin kandili olan ayın ve yıldızların doğuşu engellendi. Onlar gibi düşünür, onlar gibi yaşar olduk. Zihnimizi ve kalbimizi eğitim, kültür, sanat oklarıyla delik deşik ettiler; can evimizden vurulduk.
Yedi düvel bir olduğu halde, Çanakkale'yi geçemediler. Fakat hayatımızın her alanında, saman altından su yürüterek kılcal damarlarımıza kadar girdiler. Vatanımız değil ama zihinlerimiz "işgal" edildi. Darbelerle dayatmalarla oluşturulan "şartlı refleks" sendromu sayesinde toplumun büyük bir çoğunluğu, ehramlara taş taşıyan köleler haline getirildi.
Farkındalık kulelerimiz yıkıldığı, kahramanlık destanlarımız yakıldığı için "isyan" etme cesareti gösteremedik. Silahımız-cephanemiz elimizden alındığı, askerimiz-komutanımız iktidarsız kılındığı, kışlamız-karargahımız işgal altında bulunduğu için yeni bir "kurtuluş savaşı" sürecine giremedik.
Zaten bir milleti "esir" etmek için topraklarını işgale gerek yoktur. Dini, dili, tarihi, kültürü, medeniyeti bozulursa kendiliğinden esir olur. Zihin küpü çer çöp ile doldurulan insan; düşünme, akıl etme, fikir yürütme, direnç gösterme kabiliyetini kaybeder. Güdümlü hale gelir; efendisinin telkin ettiği istikamete doğru gider.
Son yıllarda bir "kendimize gelme" hali yaşıyoruz. Devlet ve millet olarak kaybettiğimiz değerleri geri kazanmak için uğraşıyoruz. Aslında çok yönlü bir "atlas terapi" süreci içine girmeliyiz. Vatanımızla birlikte zihinlerimizin işgaline de son vermeliyiz.
Bu yeni bir "istiklal ve istikbal savaşı" olmalı. Zafer sancağının taşınacağı vadiler ve dikileceği tepeler; gönül coğrafyamızın tamamını içine almalı.
Zekeriya Erdim
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.