Hac için yola çıkıp 28 yıl dünyayı dolaşan İbn Battuta
İbn Battuta, doğduğu şehirden 22 yaşında hac niyetiyle yola çıkmış ve 28 yıl boyunca dünyanın birçok yerine seyahat etmişti. Gezileri boyunca pek çok farklı coğrafyanın yaşamına tanıklık eden İbn Battuta, bu seyahatlerini Er-Rıhle adlı eserinde toplamış; o dönemin devlet ve toplum yapılarına, inanç ve adetlerine, doğal özellik ve ürünlerine ayna tutmuştu. Dünyanın büyük gezgini sayılan Marko Polo'yu seyahatleri ve aktardığı bilgilerle geride bırakan İbn Battuta'ya dair bilinmeyenleri derledik.
Giriş Tarihi: 21.02.2019
18:19
Güncelleme Tarihi: 04.01.2022
14:56
İbn Battûta'nın seyahatnamesinde dikkat çeken konulardan biri Ayzâb Limanı'nın milletlerarası statüye sahip olduğunu tespit etmesi, bir diğeri Mısır Memluklerini "Etrâk" diye anması ve Memluk hâkimiyet alanını Anadolu gibi "Türk ülkesi " tabiriyle tanıtmasıdır.
Kahire'de fazla kalmayan İbn Battûta 17 Temmuz'da Suriye'ye doğru yola çıktı ve Kudüs, Aclûn, Akkâ, Sûr, Sayda, Taberiye ve Antakya gibi şehirleri dolaştıktan sonra 9 Ağustos'ta Dımaşk'a varıp Ramazan'ı burada geçirdi.
Başta Şehâbeddin İbnü'ş-Şıhne olmak üzere aralarında iki de kadın muhaddisin bulunduğu on dört âlimden umumi icâzet aldı. Memluk Sultanı el-Melikü'n-Nâsır'ın Karasungur'u öldürmek için İsmâilî fedailerden oluşan özel timler gönderdiğini söylemesi bölgeyle ilgili olarak verdiği ayrıntılardan biridir.
Seyahatnamenin bu kısımları savaş tarihi ve gerilla taktikleri hususunda da iyi bir kaynaktır.
ROTASINI MEZOPOTAMYA'YA ÇEVİRDİ
İbn Battûta, Eylül ayında Dımaşk'tan hareket eden kafileyle Hicaz'a gitti ve ilk haccını ifa etti. Kasım ayında, Mekke'den Irak'a yönelerek Kadisiye, Necef, Bağdat, Basra, Übülle, Abadan, Şüster (Tüster) yoluyla İsfahan'a vardı.
Şeyh Kutbeddin Hüseyin b. Şemseddin Muhammed er-Recâ'nın elinden tarikat tacı giydikten sonra Şîraz'a geçti ve orada Şeyh Mecdüddin İsmâil b. Muhammed'in derslerine devam etti.
Şeyh Mecdüddin'in İlhanlı Hükümdarı Muhammed Hudâbende'yi etkilemesi ve onun Şiîlik'ten Sünnîliğe geçmesine vesile olmasıyla ilgili anekdotları, bu bölgenin evvelce çok yoğun bir Sünnî nüfusu barındırmaktayken zamanla Şiîleşmesi hususunda bilgi vermesi açısından İran tarihi için son derece önemlidir.
DÖNEMİN DİPLOMATİK İLİŞKİLERİNE AYNA TUTTU
Emir Çoban'ın siyasi ihtirasları uğruna girdiği macera, dönemin üç süper gücü olan Altın Orda, İlhanlılar ve Memlukler arasında cereyan eden diplomatik ilişkiler ve Ebû Saîd Bahadır Han'ın ölümünden sonra İlhanlı topraklarının paylaşılmasıyla ilgili verdiği bilgiler de çok değerlidir.
İran'dan Bağdat'a ve arkasından Kuzey Irak'a yönelerek Sâmerrâ ve Tikrît üzerinden Cezîre-i İbn Ömer'i, ardından Nusaybin, Sincar ve Mardin'i gezdi. Artukoğulları'ndan Gazî el-Melikü's-Sâlih'ten övgüyle bahseder ve sultanın Mardin'de medrese, zâviye ve aşhâneler açtırarak halkının hoşnutluğunu kazandığını bildirir.
Daha sonra tekrar Bağdat'a döndü ve 1327-1330 yılları arasında üç defa hacca gitti.
DOĞU AFRİKA KIYILARI BOYUNCA DOLAŞTI
1330 yılında Cidde'den Kızıldeniz'e açılan seyyah, fırtınalı bir yolculuktan sonra Yemen'in Zebîd şehrine ulaştı. Cebele, Taiz, San'a ve Aden'i dolaşarak Resûlî Hükümdarı Nûreddin Ali b. Dâvûd ile görüştü ve Aden Limanı'ndan hareket edip Doğu Afrika sahillerini kapsayan gezilerine başladı.
Zeyla' ve Mogadişu'ya (Somali), ardından Mombasa (Kenya) ve Kilve (Tanzanya) limanlarına uzanıp deniz yoluyla Yemen'in Zafâr Limanı'na döndü ve bugünkü Uman sınırları içinde kalan Nezve'ye geçerek Sultan Ebû Muhammed b. Nebhân'ı ziyaret etti.
Hint Okyanusu'na bakan Kalhat gibi Yemen ve Uman şehirlerinin ve Doğu Afrika sahilindeki Kilve ile Mogadişu'nun milletlerarası deniz ticaretinde çok ileri bir seviyede olduğunu söylemiştir .
1332 YILINDA TÜRKİYE TOPRAKLARINA GELDİ
Uman'dan sonra Hürmüz Limanı'na geçerek Sîrâf gibi Basra körfezinin İran kıyısındaki bölgeleri gezip tekrar Arabistan'a döndü ve 1332 yılında beşinci haccını ifa etti.
Haccını eda ettikten sonra Hindistan'a gitmek niyetiyle Cidde Limanı'ndan denize açılan İbn Battûta, Kızıldeniz'de yakalandığı fırtına sebebiyle Ayzâb yakınlarındaki Re'süddevâir burnunda karaya çıktı ve Nil boyunca ilerleyerek Kahire'ye vardı.
Oradan Gazze'ye giderek Kudüs, Remle, Akkâ yoluyla Lazkiye'ye ulaştı ve bir Ceneviz gemisine binip "Türkiye" ye doğru hareket etti.