Tarihte bugün: 25 Eylül 1913'de Sebilürreşad'da çıkan haberler
Sebilürreşad, yayın hayatına başladığı ilk günden itibaren İttihad-ı İslam düşüncesinin savunucusu oldu. Yazı kadrosunda Mehmet Akif, İsmail Hakkı, Mehmet Tahir, Abdürreşid İbrahim gibi isimlerin yer aldığı dergi, İslam aleminin uyanması ve yükselmesi için çalışmayı en mukaddes görev kabul etti. Dünyanın değişik bölgelerinde bulundurduğu yazarlar sayesinde oralarla ilgili sağlıklı haberlere yer verdi. Japonya'dan Balkanlara kadar geniş bir okuyucu ve yazar kitlesi bulunuyordu. Sizler için 25 Eylül 1913'de Sebilürreşad'da yer alan yazıları derledik.
Giriş Tarihi: 25.09.2020
17:10
Güncelleme Tarihi: 25.09.2021
10:52
REUTERS AJANSININ MÜNASEBETSİZLİKLERİ
Bu hâin yalancı ajans, bil-iltizâm Osmanlıların dâimâ fenâlıklarından bahseder durur. Cüz'î bir şeyi i'zâm ve o yalan haberlerini Hindistan'a, dünyanın hemen her tarafına neşr ve işâa eder.
Buraya geleliden beri Osmanlıların lehinde olarak bir tek havâdisine tesâdüf etmedim. Yalancılıkta, hâinlikte bu ajans kadar mâhir tasavvur edilmez.
Zâten İstanbul'daki muhabirleri bâri namuslu ve sağlam ayakkabı olsalar yine bir şeydir. Fakat bilâkis asıl bu tatlı su frenkleri, insanlığın, beşeriyetin mesh olunmuş soyundandırlar.
Reuters Ajansı'nın İstanbul ve Memâlik-i Osmâniyye hakkında verdiği havâdisler hep fenâ ve yalandır. Yalan bir havâdisi neşr etmekten utanıp sıkılmayan bir ajans ise Reuters'dir.
Bana kalsa Reuters muhbirlerinin yüzlerine karşı hükûmet-i mahalliyye kapılarını seddedip onları köpek kovarcasına devâirden kovmalıdır. Çünkü bunlar havâdis peşinde nâmûskârâne bir sûrette gezmiyorlar. Ancak İstanbul meyhâne ve sokaklarından kaptıkları çirkefleri öteye beriye fırlatmakla iştigal ediyorlar.
SAHÂİF-I TENKİD - MEHMET AKİF
Şu küçük mukaddimeye tahsîs olunan ilk iki bendden sonra büyük vâlidenin mecrûhâne feryâdlarıyla hikâye başlıyor. Acıklı, pek acıklı bir hikâye: Bunda ne ufak bir tasannu' var, ne bir külfet ihtiyâr olunmuş. Kudret-i tasvîriyye "O pembe pembe yanaklar kireç kesildi bugün" gösterdiği levhaya ancak irtika edebilmiş. Çünkü musavvir büyük vâlide. Kadıncağız, Selmâ'nın hâlini daha müessir bir lisân ile de tasvîr edebilirdi. Fakat hissiyâtına kapılmazdan evvel kendisine müterettib bir vazîfe var: Oğluna hesâb vermek. Hemen bu vazîfesini îfâ ediyor:
Hekîm ilâcları oğlum bütün tesellidir İlâc yiyip iyi olmak, o bir tecellîdir!
Mecrûhâne: Yaralı olarak Müterettib : Terettüb eden
Bîçâre büyük vâlide, bu sûzişli hükmü verir vermez asıl maksadına geliyor: Oğlunu Selmâcığın hâlini göstermek onun derdine dermân aramak için da'vet etmemiş, Selmâ'nın vâlidesi için çağırmış. Selmâ artık perî-i mevtin aguşuna düşmüş bir melek, o perînin bir darbe-i cenâhıyla dâmânına bütün annelerin yürekleri asılsa yine uçacak, evyâh! Fakat Selmâ'nın annesi var; onu helâk olmaktan kurtarmalı. İşte, vâlide oğlundan bunu bekliyor; oğluna; kardeşini kurtar diyor.
Oğlu bu vazîfeyi der-uhde ediverdiği dakikada ise ona nasıl bir bâr-ı girân tahmîl etmiş olduğunu düşünerek:
–Nasıl da söylersin? Lâkırdı kâr edecek kim? Duyar mı hiç beriki?
Ali Ekrem
EDİRNE MESELESİ BİZİM HAYAT VE MEMATIMIZDIR
Edirne'yi Osmanlılar tahliye edecekler ve fakat buna mukabil Avrupa devletlerinden ıslahat için biraz para koparacaklardır diye Reuters Ajansı'nın telgrafı buradaki Müslümanlar üzerine pek fenâ te'sîrât bırakmaya sebep olmuştur.
Keyfiyeti istîzâh için takım takım konsolosluğumuza müracaat ediyorlar. Fakat kat'î bir cevap almaksızın avdet ediyorlar. Eğer Edirne'den bu sefer Osmanlılar çıkacak olurlarsa Hindistan'daki haysiyetlerini büsbütün kaybedeceklerine şüphe yoktur.
Eğer Edirne'de kalmayacak isek, niçin zabt ve istirdâdına teşebbüs ettik? Çıkmayacak isek, bu tezebzüblere nihâyet verip ciddî bir siyaset takip etmeliyiz. Hindistan'ın her tara fından hazîne eshâmı için konsolosluğa mürâcaat edilmektedir. Gerek hükûmet, gerek sâbık Başşehbender Ca'fer Bey bu mes'eleyi lâyıkıyla düşünememişlerdir.